[yazı]
Arafta kalmayın.
Masada iki şikayet. Biri: ucuzlara yeniliyoruz. Öteki: büyük işe giremiyoruz.
İkisi de doğru durur. İkisi de aynı yerdir. Ortada sıkışmak.
Fiyat müşterisine gitseniz merdiven altı sizi yer. Onlar her zaman bir kuruş daha aşağı iner. Premium’a, büyük projeye gitseniz kurumsalın gölgesine düşersiniz. Kasaları vardır. Sizin yok.
Sonuç yorucu bir döngü. Taviz. Marj iner. Ne marka olursunuz ne esnek kalırsınız. Buna orta ölçek deniyor. Aslında araftır.
Çıkış daha çok çalışmak değil. Herkese gitmeyi bırakmak.
Sizi fiyatınızla seçecek adam zaten sizi seçmez. Sizi durduğunuz yer için seçecek adamı bulmadıysanız, küçüklerin fiyat savaşıyla da büyüklerin hantallığıyla da uğraşırsınız. İkisini birden.
Araf
Araf, iki kapı arasında durmaktır. İkisinden de müşteri alınır sanılır. Alınmaz. İkisinden de taviz alınır.
Orta ölçeğin elinde hız vardır. Onay yok. Bugün denersiniz. Bunu herkese satmaya kalkınca hız da gider, kasa da.
O yüzden soruyu değiştirelim.
Hem ucuza hem prestije nasıl gideriz?
Yanlış soru, hem diye başlıyorsa.
Doğru soru: Sizi fiyatınız için mi seçiyorlar, durduğunuz yer için mi?
Fiyat ise araftasınız. Durduğunuz yer yoksa zaten sahneniz de yok.