[yazı]
Bizi bilen bilmez.
Masada kahve. Biri omuz silkerek der ki, işimiz kaliteli, bizi bilen bilir.
Cümle tatlıdır. Konforludur. Tehlikeli olan da budur.
Bilmezler.
Müşterinin telepatisi yok. Sizin yıllardır döktüğünüz işçiliği, AR-GE’yi, o ince ayarı ilk bakışta görmez. Siz kendi kalitenize aşıksınız. Adamın derdi başka: Bu benim meselemi çözer mi?
Cevabı onun kafasına koymadıysanız, dünyanın en iyi malını da yapsanız depoda durur. Durur durur, çürür.
Piyasa dolu. Sizden vasat iş yapan, kendini daha iyi anlatan, kasasını dolduran. Siz kaliteden anlayan o müşteriyi beklerken onlar pazarı süpürüyor.
Kalite tek başına satış değildir. Kalite, anlatılınca paraya döner. Anlatılmazsa depoda kalır. Bu hakaret değil. Matematik.
Adam sizinle rakip arasında kalıp fiyata bakıyorsa, kaliteden anlamıyordur diyeceksiniz. Yoo. Anlamıyor değil. Siz o kaliteyi onun durduğu yerde somut etmemişsinizdir.
Bilen bilir
Bu cümle kibirdir. Bizi anlayan gelsin. Gelmeyince de piyasa suçlanır. Piyasa suçlanmaz. Kapıda duran adam sizin cümlenizi okuyamamıştır.
O yüzden soruyu değiştirelim.
Kalitemizi nasıl anlatırız?
Yanlış soru, bizi bilen bilir diye kapanıyorsa.
Doğru soru: Bilmeyen adam, siz yokken işinizi anlar mı?
Anlamazsa kaliteniz vardır. Müşteriniz yoktur.